admin 27 Ocak 2026
Her Nasip Vaktine Esirdir

Her Nasip Vaktine Esirdir

Bu cümleyi ilk duyduğumda ne kadar da rahatlatıcı ve huzurlu gelmişti.‎Sonra fark ettim,aslında insanı oyalayan bir cümle bu.‎Şimdi dürüst olalım.‎Bu cümleyi ben mi söylüyorum, yoksa kendimi mi susturuyorum?‎İç sesim diyor ki:‎— “Sabret, zamanı var.”‎Ama ben hemen atlıyorum ; ‎— “Ya yoksa?”‎İşte tam burada başlıyoruz asıl meseleye.‎Beklemek mi, kabullenmek mi?‎Kendime soruyorum:‎Ben gerçekten sabrediyor muyum, yoksa beklemeyi bahane edip hayatın gerisinde mi kalıyorum? ‎Çünkü “nasip” dediğimiz şey bazen çok mistik, çok kaderci bir örtü oluyor.Çocukluğumuzda , sandalyelerle ya da koltuk minderleriyle yaptığımız sığınaklara saklandığımız gibi altına saklanıyoruz.‎Olmadıysa , vakti değil,‎Olmuyorsa, hakkımda hayırlısı değil,‎Gelmediyse, demek ki yazılmamış.‎Peki ya yazmak bizim işimizse?‎‎İç sesimle mini bir tartışmaya başlıyoruz yine ; ‎— “Herkesin hayatı farklı yollarda ve şekillerde ilerliyor.”‎* Biliyorum. Ama neden herkesin ilerlediği bir hayatı var da benimki loading ekranında?‎— “Zamanla olacak.”‎* Ne zaman? Takvimde bir gün var mı bunun?‎— “Kıyaslama.”‎* Tamam da sosyal medya diye bir gerçek var, orada herkes nasibini çoktan almış gibi duruyor.‎‎İşte böyle…‎Dışarıdan olgun, içeriden panik bir insan modeli.‎İtiraf ediyorum:‎Bazen “her nasip vaktinin esiridir” cümlesini,‎“Ben şu an bir şey yapmayacağım, üşeniyorum " demenin daha şiirsel bir yolu olarak kullanıyorum.‎Çünkü çabalamak yorucu.‎Umut etmek riskli.‎İstemek ise cesarete tabi. ‎Beklemek?‎O bedava.‎Her şey bizim kontrolümüzde değil.‎Bunu inkar etmek kibir olur.‎Bazı kapılar gerçekten erken çalındığında açılmıyor.Bazı insanlar gerçekten yanlış zamanda giriyor hayatımıza.‎Bazı hayaller gerçekten “biraz sonra”ya ait.‎Ama iç sesim bana şunu fısıldıyor:‎-İnsan ,nasip geldiğinde değil,gelmesini beklerken olgunlaşıyor.‎Sonunda kendime şunu söylüyorum‎*Evet, her nasip vaktinin esiri.‎Ama ben de vaktimin efendisi olmak istiyorum.‎Gelirse beklemiş,‎Gelmezse denemiş,‎Olursa şükretmiş,‎Olmazsa kendimi suçlamamış olmak istiyorum.‎Belki de mesele nasip değil,mesele beklerken kendime nasıl davrandığım.‎Ve iç sesim bu kez sakin:‎— “Tamam, acele etmiyoruz. Ama tamamen de durmuyoruz.”‎Sanırım anlaştık.‎Ama bu tartışmalar genelde evde mum ışığında falan olmuyor.‎Daha çok sabah alarmını bilmem kaçıncı kez ertelemişken,‎kahvem soğumuşken,‎otobüsüm kaçmışken,‎e-posta da “acil” ibaresi yazılmışken oluyor.‎İç sesim sabah başlıyor:‎— “Bugün güzel bir gün olacak.”‎*Olabilir.Ama önce mutfağı toparlayayım, faturayı ödeyeyim , geç kalmayayım, bir de akşama ne pişireceğimi düşüneyim. ‎Hayallerim var evet ama şu an çamaşır asılacak.. ‎— “Her şey yoluna girecek.”‎*Tabi, tabi birazdan.Şu işi de halledelim, sonra kesin girer.‎‎Günlük telaşlar insanı öyle bir yoğuruyor ki,büyük sorular küçülüyor.‎“Hayatım nereye gidiyor" bile diyemiyoruz. ‎Belki bu koşuşturma bir gün durur bir başka pencere açılır,bir şeyler yerine oturur.‎İç sesim hemen klasik cümleyi yapıştırıyor:‎— “Düzelicez inşallah.”‎*E İnşallah.‎‎Bu kelime de ne kadar her derde deva.‎Plan yok, tarih yok, sadece iyi niyet , biraz da umut. Günler böyle geçiyor.‎Erteleyerek, idare ederek,“şimdilik”lerle hayat kurarak.‎Bir noktada iç sesim de yoruluyor.‎Motivasyon cümleleri tükeniyor.‎Pozitiflik paketinin miadı doluyor. ‎En son dün müydü, geçen hafta mı bilmiyorum,‎iç sesim derin bir nefes aldı ve dedi ki:‎— “Bıktım senden. Ne halin varsa gör.”‎İşte o an anladım.‎İnsan bazen kendini bile motive edemiyor.Bazen iç ses bile işi bırakıyor.‎Ama garip bir şekilde, o sustuğunda ortalık biraz sakinleşti.Kimse acele ettirmiyor, kimse teselli etmiyor.Sadece ben kaldım.Ve hayat.‎Belki de düzelmek tam da öyle bir yerden başlıyor.‎Kimsenin “inşallah” demediği,‎kimsenin gaz vermediği,‎sadece sorumluluğun kaldığı yerden.‎Ya da bilmiyorum.‎İç sesimle kavgalıyız şu an.‎Barışırız.‎İnşallah.‎‎

Yazar Hakkında

, ,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir